Anasayfa Merkezimiz Kadromuz Etkinliklerimiz Kurslarımız İletişim İstatistikler Ödüller
Kuşadası'nda Hava
Parçalı Bulutlu
27°C
Rüzgar : Kuzeybatı - 21 km/s
Nem : % 45
Site İçi Arama
Linkler
Milli Eğitim Bakanlığı
Çıraklık ve Yaygın Eğ.G.M.
Aydın Milli Eğitim Müd.
Kuşadası İlçe Milli Eğt. Md.
MEB'den Haberler
Tarihçesi

ESKİ CAĞLARDA KUŞADASI HAVALİSİ

M.Ö 3000 yıllarında, Ege Bölgesi ve Kuşadası havalisi, Hitit Konfederasyonu'nun hakimiyetinde idi. M.Ö 2000 yılı başlarında, Anadolu'ya doğudan yeni göç dalgaları gelmeye başladı, eskilerle yeniler karışarak Batı Anadolu'yu da hakimiyet altına alan Eti imparatorluğu'nu oluşturdular. M.Ö. 1345-1320 tarihleri arasında, batıdan gelen Aka'ların bu bölgede Eti'lerle akrabalık kurduklarını görüyoruz.

Heredot'un çağdışı, tarihçi Ferikides, Batı Anadolu'da Dor göçlerinden evvel, İzmir'in kuzeyinde Lelej'lerin, güney sahillerinde (Aydın, Muğla) ise Karyaların egemen olduğunu söylemektedir. M.Ö 12. yüzyılın başında (MÖ 1200) meydana gelen ve Ege Göçü (Dor Göçü) denilen büyük göç hareketi sırasında Güneydoğu Avrupa halklarının Anadolu'yu işgal etmeleri Troia VI. krallığının arkasından Hitit imparatorluğu'nun yıkılmasına sebep oldu. Bu Dor göçü ile Hellas'ta (Yunanistan'da) oturan Aioller ve İolar Batı Anadolu'ya geldiler. M.Ö 10. yy lon yerleşim yerlerinin geniş bir alana yayıldığını ve tüm Kuşadası Körfezini içine aldığını görüyoruz. Kesin olmamakla birlikte lon kentlerinin ilk kurucusu, göçün önderi Atina Kralı Kodros'un oğlu Androklos'du ve bu önder aynı zamanda Ephesos kentinin de kurucusu idi.

Kuşadası’nın bulunduğu bölge, en erken İon yerleşmeleri için çok önemli bir bölge idi. Körfezin başında Efes, Mykale Yarımadası'nın ayağında Modern Çanlı Ovasında da (Güzelçamlı), İonia Birliği'nin federal kutsal merkezi Panionion yer almaktadır. Bu iki merkez arasında küçük yerleşim alanları yer almaktadır ki bunlar bugünkü Kuşadası ilçesi sınırları içinde kalan ve Efes şehrine bağlı olan Pygela, Marathesion (Kuşadası), Anaea (Soğucak) ile canlı yakınında bir Karia yerleşim yeri olan Molia(Güzelçamlı) idi. Tarihçi Herodotos'un (MS 149) sözünü ettiği 12 İon Kenti Samos (Sisam) ve Khios (Sakız) dışında, MiletosMyus, Priene, Ephesos, Kolophon (Değirmendere), Lebedos, Teos, Erythrai, Phokaia(Foça), Smyrna(İzmir)gibi başta gelenleri, İzmir il inin güneyinde, günümüz Aydın ve İzmir ili sınırları içindeydi ve elbette Kuşadası'nı da içine alıyordu.

Heredot kitabında bu yöreyi şöyle tanımlıyor; İonlar, kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü altında en güzel iklimde kurulmuşlardır. Ne daha kuzeydeki bölgeler ne de daha güneyde kalanlar iyonlar ile bir tutulamaz. Hatta ne doğusu ve nede batısı; kimisi soğuk ve ıslak, kimisi sıcak ve kuru olur. "M.Ö 3000 yılından başlayarak MÖ 11.yy kadar Kuşadası Körfezine sırasıyla Hititler, Kayralılar, Lelegler ve son olarak da lyonyalı'lar hakim olmuştur. Kuşadası şehrinin tarihi ile başlıyor diyebiliriz. MÖ 5. yy da, Pers'lerin egemenliği altında bulunan Kuşadası ve havalisi, Mykale savaşından sonra (M.Ö 448) Pers egemenliğinden çıkarak Atina'nın koruyuculuğu altında bağımsızlığını ilan etmiştir.

Kuşadası ve havalisi M.Ö. 334 yılında Makedonya Krallığı'na, iskenderin ölümünden sonra ise Asya Krallığına bağlandı. Efes ve civarı (Kuşadası) MÖ 190 yılına kadar Roma MÖ 133 yılına kadar ise Bergama Krallığını hakimiyeti altında kalmıştır. Bölge M.Ö 64 yılında Ermenilerin eline geçti. MS 395 yılında Roma imparatorluğunun yıkılmasıyla Kuşadası havalisi, Doğu Roma (Bizans) imparatorluğunun egemenliğine girdi.

Antik Çağ'da M.Ö 26. M.S 17-41-54-178-358-365 ve 368 yıllarında Kuşadası'nı da içine alan bölgede büyük depremler yaşandı. Bir taraftan bu yerler sarsıntıları haşmetli Efes kentinin yoksullaşmasına sebep olurken diğer taraftan Kaystros'un (Küçük Menderes Nehri) denizi doldurması nedeniyle de Efes limanı eski önemini kaybediyordu.

9.yy Efes halkı 2 km daha içeride bulunan St.Jean Kilisesi'nin etrafında yeni bir kent oluşturmaya başladı. Ticaret yolu ise Efesten Doğu Roma imparatorluğu’nun başkenti Konstantinapolis'e (İstanbul) kaydı Ancak, özellikle batı ile ticari ilişkisi olan Efesli, tüccarlar yakınlarda bir liman arayışına girdiler. Kısa süre sonra, o günkü adıyla Maratheson olan bugünkü Kuşadası'nı seçtiler. Adını yeni şehir (Neapolis) koydular. Tamamen bataklık haline gelen Efeste yaşayan bir bölümü St.Jean Kilisesi etrafına, bir bölümün de Neopolis'e (Yenişehir) taşındı. Böylece, Kuşadası'nda parlak ve canlı günler başlamış oldu.

KUŞADASI'NIN ADI

Tarih boyunca Kuşadası ve havailisi, değişik isimlerle anıldı. Pygela, Neapolis, Ania, Anaca, Marathesium, Scalaryova(Scala Nouva), Nea Ephesea (Yeni Efes) bu isimlerden bazılarıdır. Kuşadası'nın ilk defa Yılancı Burnu denilen mevkiininde, Efes'e bağlı "Neapolis" adı ile iyonlar tarafından kurulmuş olması çok kuvvetlidir. Türkmenlerin bölgeye göçü ile Pilav Dağının eteklerinde "Andız Kulesi" adı verilen yerde Ayasuluğ'a bağlı köyü kuruldu. Bir süre sonra Bizanslı'lara ait olan bu kıyılara Venedik ve Cenevizliler ekonomik açıdan egemen oldular. Dış saldırı tehlikesi nedeniyle, ulaşım güçlüklerine rağmen, Pilav Dağı eteklerinde oturan Türkmenler, bölgenin Osmanlıların eline geçmesinden sonra sahile, yani bugünkü yerine indiler. Kent yüzyıllar boyunca batılıların verdiği isimler, yani Yeni Iskele "Scala Nuova" adı ile anıldı. Osmanlı imparatorluğu'nun son dönemlerine ve hatta yabancı ülkeler tarafından Cumhuriyet döneminin ilk yıllarına kadar, Scala Nuova ismi Kuşadası isminin yanında kullandı.

KUŞADASI VE HAVALİSİNDE İLK TÜRKLER

1071 Malazgirt Meydan Savaş'ında sonra, Selçuklu Devleti, Ege Denizi kıyılarına kadar ilerledi. Aynı dönemde İznik'ten başka yerlerde de Türk beylikleri de vardı. Bunlardan biri de Çaka Bey tarafından tahminen 1081 yılında, İzmir ve belki de Efes'te kurulan İlk Türk Beyliğidir, İzmir'i ele geçiren Çaka Bey, İlk iş olarak bir donanma inşaa ettirdi.

Çaka Bey, tecrübeli kimselerden mürettebat toplayarak, Bizans'ın elindeki kıyı Ege şehri ve adalarının fethine başladı. Fethedilen yerlerin içinde Sisam Adası ve elbette onun hemen karşısında bugünkü Kuşadası'nın bulunduğu yerler de vardı, İzmir Beyi Caka, tahminen 1097 yılında, Bizans'ında kışkırtması ile, damadı iznik Beyi Kılıç Arslan tarafından öldürülmesinden sonra, Bizans imparatoru Caka Bey'in hakimiyetinde olan yerleri tekrar geri aldı. Ege denizinde Türk hakimiyeti Çaka Bey'den 200 yıl sonra Umur Bey tarafından yeniden gerçekleştirilmiştir. III.Gıyasettin Keyhüsrev'in saltanatı zamanında, "Sahil Beyi" unvanını taşıyan Emir Menteşe (Menteşe Beyliği'nin Kurucusu) Tralles'i (Aydın) uzun ve şiddetli bir kuşatmadan sonra, zaptetti.(1280)

Büyük Menderesten itibaren Tire ve Efes (Ayasuluğ-Selçuk) ile Kuşadası havalisinin yönetimi Menteşe Bey'in damadı Şaşa Bey'e verildi. (1304) Ancak, Aydınoğlu Mübarizüddin Mehmet Bey, 1310 yılında bu bölgeyi Şaşa Beyden savaş ile alarak büyük oğlu Hızır Beye verdi. 1334 yılında Mübarizüddin Mehmet Beyin vefatı üzerine Aydınoğulları Beyliğinin başına oğlu Gazi Umur Bey getirildi. Bu dönemde, korsanların saldırılarından etkilenmemek için kıyıdan bir kaç kilometre içeride yerleşmek en ucuz ve etkili korunma yöntemi idi. Kuşadası'nda yaşayan Türkmenlerde güvenlik nedeni ile kıyıdan birkaç kilometre içeride Andız Kulesi Mevkii'nde yaşıyorlardı. Umur Bey'in şehit düşmesinden sonra, yerine kardeşi Hızır Bey; onun 1365'de vefatından sonra da en küçük kardeş İsa Bey, Aydınoğulları Beyliğine hükümdar oldu. Ayasuluğ ve civarı 1413 yılında Yıldırım Beyazıd'ın oğlu Celebi Sultan Mehmed zamanında, Osmanlı İdaresi'nde geçtiği tahmin edilmektedir. 1426 yılında, Çelebi Sultan Mehmed'in oğlu II.Murat, Kuşadası ve havalisini tamamlayıp Osmanlı devletine bağladı. Bir sahil kenti olmasına rağmen Kuşadası ve yakın çevresinde, Osmanlı imparatorluğu'nun hakimiyetine geçtikten sonra, önemli askeri olaylar yaşanmamıştır. Bu nedenle yöre halkı, 1918 yılındaki İtalyan ve sonrasında Yunan işgaline kadar geçen 500 yıl içinde, dıştan gelen saldırılara maruz kalmadı. Elbette bu istikrar, Kuşadası'nın sosyal ve ekonomik hayatına da yansıdı.

KUŞADASI'NIN İŞGALİ VE KURTULUŞ SAVAŞI

Birinci Dünya Savaş'ından sonra Osmanlı topraklarının paylaşımı gündeme geldiğinde Kuşadası da bundan nasibini aldı. 8 Mayıs 1919 yılında İtalyanların RECİNA-ELONA Zırhlısı, Amiral Ciano komutasında Kuşadası’na geldi, gemi mürettebatı, bir hafta boyunca şehre girip, çıktı fakat şehri işgal edemedi. İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinden bir gün önce, 14 Mayıs 1919'da İtalyanlar 150 kişilik bir müfrezeyi, Kuşadası’na çıkararak resmen işgal ettiler. Halkın mühim bir kısmı şehri terk ederek gemilerle Güllük Limanı'na oradan da Milas, Muğla gibi iç bölgelere çekildi. Masa başı siyasi manevralar sonucunda, 19 Nisan 1912 de İtalyanlar Kuşadası'nı tahliye etti. Bunun üzerine, kazada yaşayan Türkler göç etmeye başladılar. 30 Nisan 1922 de Yunan kıtalarınca işgal edilmiştir.(9) Kuşadalılar, Kurtuluş Savaşı boyunca, gece baskınları yaparak düşmana göz dağı verdiler. Mahmut Esat Bozkurt başkanlığındaki çetelerle Yunan karakollarına gece baskınları yaptılar. 7 Eylül 1922’de düşman Kuşadası'ndan tamamıyla uzaklaştırıldı. Burada yaşayan ve savaştan kaçan Rumların malları, mübadele ile Yunanistan'dan ve adalardan gelen Türklere verildi.

KUŞADASI KÖRFEZİ'NDEKİ ANTİK YERLEŞİM YERLERİ (Pygela) :

Bugünkü Clup Pigale ve Kuştur Tatil Köyü'nün Disko'su ve A'la Carte Restoranı'nın bulunduğu tepede kurulmuş antik bir yerleşim yeri idi. Dünya, sağlık şehri olarak kurulan ilk kent Pygela'dır. Argos Kralı Agamemnon, 10 yıl süren Truva savaşları sırasında, "yorgun düşen askerlerini dinlendirmek, hem de savaş gemilerini onarmak için Kuşadası'ndaki Pigale ve İzmir'deki Pigale ve Izrnir'deki Agamemnon şehirlerini kurdu.

Her iki şehir, yakınında bulunan şifalı sularla askerlerinin bozulan sağlıklarını ve yıpranan morallerini geri getirmeyi başardı. Şimdiki Pine Bay Tatil Köyü'nün bulunduğu Çam Limanı ve Tusan Oteli'nin arkasındaki gölet - bataklık, Pigale şehrinin Limanı ve gemi bakım yerleriydi. Pigale Sağlık Kenti ve Limanı, daha sonra Efes'e gelen Büyük iskender'in askerlerine de dinlence eğlence yeri oldu.

ANAİA - ANEA (SOĞUCAK) - KADI KALESİ ;

Sisam Adasının karşısına düşen Carta bölgesindeki bu sahil kasabası bir ticaret merkezi olduğu kadar sığınmaya elverişli limanı nedeniyle de korsan gemileri için bir barınak görevi de görüyordu. Anaia Atina-Sparta savaşları (M.9 431-404) sırasında Atina'nın yandaşı olan Samos'tan sürgün edilenlerin, kaçanların, oradaki yönetime düşman olanların elinde bulunuyordu. Buradakiler, gerek Samos yöneticilerine gerek Atinalılara karşı, Spartalılara hizmet ediyordu. Kentin adı Thukydides'de bu dönemin olayları nedeniyle anılıyor. 1304'de, Anea ve onun bugünkü Kadı kalesi yakınlarındaki Nekropolis'i o tarihte bir Ceneviz kolonisini barındırmakla beraber Bizanslıların yönetiminde idi. Anea şehrinde yaşayan Cenevizliler, Kemalpaşa (Nif) anlaşmasından sonra yerli Rumlarla birlikte, Venedik tüccar gemilerine karşı korsanca saldırılar düzenliyorlardı. Ania, Efes ve İzmir'den sonra 1317'de Türk egemenliğine geçmiştir.

PANIONİON :

12 Ion şehrinin oluşturduğu yarı dini, yarı siyasi Paionion Birliği'nin merkezi, Güzelçamlı beldesi içinde bulunan, Dilek Yarımadası'ndaki Milli Park sınırları içinde kalan, Kale tepe'de "Karyon – Otomatik Tepe" idi. Otomatik Tepe, 1 sitenin meydana getirdiği mukaddes bir yerdir. M.Ö. 700 yıllarında 12 şehir devletinin delegeleri, yılın belirli günlerinde Panionionda toplanıp, önemli politik kararlar alıyordu. Helikonios, yan adı ile anılan deniz tanrısı Poseidon'un adına, lonia birlikleri tarafından oluşturulan bu kutsal alanda yapılan ünlü kurban törenlerine amaç kentlerin sorunlarını tartışıp şehir devletlerinin bir birine önerilerde bulunmalarını sağlamak, ayrıca önemli konularda ortak kararlar almaktı. Panionion, aynı zamanda iyi bir kehanet merkezi olarak da tanınıyordu. Kehannette bulunmak için kurban edinen hayvanların akciğerlerinin, tanrıya bütün olarak sunulması gerekiyordu.

NEAPOLİS :

Güvercin Ada'nın güneyinde, denize uzanan ikinci bir yarımadadır, Antik çağlarda Ionlar tarafından kurulan Kuşadası’nın ilk yerleşim yerlerinden biridir. Halen deniz altında antik bir kent kalıntıları mevcuttur.

 

ILICA TEPE :

Aka'ların, Batı Anadolu'ya ilk göç ettikleri yıllarda yerleştikleri yer olan Ilıca, 11 Tepe'deki kalıntılar, Kuşadası'nın bundan 3000 yıl öncesinde bile yaşanılan bir kent olduğunun kanıtıdır. Büyük taştan yapılmış olan duvarlar bugüne kadar ayakta kalmıştır.

 

TARİHİ ESERLER VE CAMİLER ;

GÜVERCİNADA :

Kuşadası kıyısında yer alan küçük bir adadır. Bir mendirek ile karaya bağlanmıştır, üzerinde Bizans döneminde inşa edilen bir kale bulunmaktadır. Osmanlı imparatorluğu zamanında ve özellikle Mora isyanı sırasında diğer adalardan gelecek saldırılara karşı bir ileri karakol görevi görmüştür. Ayrıca, korsanlara karşı kullandığı için halk arasında "Korsan Kalesi" adı ile anılmaktadır. Kale restore edilerek, aydınlatması yapılmış ve turizmin hizmetine sunulmuştur.

 

ÖKÜZ MEHMED PAŞA KERVANSARAYI (KURŞUNLU HANI) :

Kervansaray, Öküz Mehmed Paşa tarafından 1618 yılında, deniz ticareti için yaptırılmış, iki katlı, avlulu bir yapıdır. (Bazı rivayetlere göre Aydın Valisi Öküz Mehmed Paşa'nın kaleyi yaptırmadığı, 1607 yılında Suriye fethinden dönüşünde tamir ettirdiği söylenmektedir. Kurşunlu Han'daki burç ve mazgal delikleri, Kale'nin şiddetli muharebelere maruz kaldığını göstermektedir. Ortalama 28.50 Metre x 21.60 Metre ölçüsündeki avlunun çevresini her iki katta da revak ve odalarla sarar. Bu Kervansaray'ın varlığı, Osmanlılar zamanında Kuşadası'nın kervan yollarından birinin sonunda ülkenin iç bölümlerinden gönderilen ticari malların ihraç limanı olduğunu gösterir. Yapı, Evliya Çelebi'nin "Seyahatname" sinde ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Yapı, 1966 yılında "Clup Mediterranee" tarafından kiralanıp restore edilerek "Turistik” Konaklama İşletmesi" olarak hizmete açılmıştır. Bugün, bu işlevini sürdürmektedir.

KALE KAPISI :

Kuşadası'nda Hıristiyanlar döneminde, kare formunda yapılan surların üç ana giriş kapışı vardı. Bu kale kapıları, çok kalın kalaslar üzerine geçirilerek perçinlenmiş. 5 milimetre kalınlığındaki saçlarla kaplı idi. Şu anda mevcut olan kale kapısı, üç kale kapısından ayakta kalan sonuncusudur. İnanışa göre bu kapının altından geçenler bir daha Kuşadası'nı terk edemez ve Kuşadalı olurlar. Nüfusun son yıllardaki aşırı artışı bu inanışı kuvvetlendirmektedir.

ROMA HAMAMI :

İlk çağlardan beri insanlar, doğa ile içice yaşamayı ilke edinmiş ve pek çok hastalığın çaresini büyük bir gözlemle araştırarak doğada bulmayı başarmışlardır. İşte lon ve Roma dönemlerinde, Kuşadası ve çevresi insanlara Pygela ve Roma hamamları ile şifa dağıtmıştır. Efes'in parlak döneminde, cilt hastalıklarının her çeşidine iyi gelen şifalı su kaynağının üzerine inşaa edilen Roma Hamamı, Ilıca Tepe'nin eteklerinde harap vaziyettedir.

KURŞUNLU MANASTIRI :

Kurşunlu Manastırı, Davutlar'ın arkasındaki tepede denizden yaklaşık 600 m yüksekte, körfezi kuşbakışı gören bir konumdadır. 8.yy da yoğun Hıristiyan göçüne maruz kalan bölgede, Efes'e yakın pek çok manastırı, Bizans mimarisinin güzel bir örneğidir. Manastırın bu kadar uzak olmasına sebep, hem putperestlerin saldırılarından kurtulmak, hem de eğitim amaçlı kullanılmış olmasındandır.

SU KEMERLERİ (AOUADUCE) :

Çok eski çağlarda Efes'e içme suyu Kuşadası'ndan su kemerleriyle taşınıyordu. Değirmendere'den çıkan Kinkirdos suyu boğazlar ve yamaçlar boyunca tam 45 km'lik yolu aşarak Efes'e ulaşıyordu. Osmanlılar döneminde Öküz Mehmed Paşa tarafından Burgaz'dan Kuşadası'na su getirmek için su kemerleri yapılmıştır. Bu kemerlerin büyük kısmı halen ayakta durmaktadır.

ANDIZ KULESİ :

Andız Kulesi Mevkii Kuşadası'nda Aydın'a giden Atatürk yolu üzerinde Pilav dağı eteklerindedir. M.Ö. 2000 yıllarında, İç Anadolu'dan göç eden Karya'lı Legel ve Lidyalılar'dan oluşan küçük bir gurup bu bölgeye yerleşmişti. Uzun yıllar tarımla uğraşarak yaşamlarını sürdüren bu topluluktan, günümüze ulaşmış bir buluntu yoktur. Andız Kulesi'nin, Helenistik devirden kalma bir gözetleme kulesi olduğu sanılmaktadır. Yöreye gelen ilk Türkler de önceleri güvenlik nedeni ile bu bölgede yaşamışlar daha sonra 1423 yılı yılın da Osmanlılar'ın Kuşadası'nı ele geçirmelerinden sonra sahile inmişlerdir. Bu bölgenin yakınlarında bulunan Ece Köy'de Kuşadası'ndaki yine ilk Türkmen yerleşimlerinden biridir.

KALE İÇİ CAMİİ :

Öküz Mehmed Paşa tarafından 17.yy da Kervansaray ile birlikte yaptırılmıştır. Kuşadası'nın görkemli tek camisidir. Kare planı, esas ibadet mekanını büyük bir kubbe örter. İki kademe halinde yükselen beden duvarları, düz silmelerle son bulur. Cami'nin kuzey cephesindeki bağdadi stildeki son cemaat yeri 1830 yılında yapılan onarımdan sonra eklenmiştir. Kre mekan üzerinde 12 kemerli kubbe kasnağı, dört köşede, kenarlı payandalarla desteklenmiştir. Cami'nin ana giriş kapısının kanatları geometrik geçmeler ve sedef kakmalarla süslenmiştir.

Öküz Mehmet Paşa, Kurşunlu Han (Kervansaray) inşaası ile beraber Kaleiçi Hamamı ve Camii'ninde inşaasını başlatmıştı. Muğla Sancak Beyi Ilyas Ağa da, bu camiye ilave olarak, bir kitaplık inşaası için gereken yardımı yaptığı gibi, burayı o zamana kadar çıkan hem ilmi, hemde İslami eserlerle donatarak halkın hizmetine açmıştır.

HANIM CAMİİ :

1658 yılında yapılmıştır. Yaptıran Hacı Hatice Hatundur. (Söke hamisi İlyas Ağa'nın hanımıdır.)

HACI İBRAHİM CAMİİ :

Kuşadası eşrafından yerel dilde İbramaki adıyla tanınan kişi tarafından yaptırılan caminin inşaa yılı bilinmemekle beraber 1952 yılında tamir ettirilmiştir.

TÜRKMEN CAMİİ :

1650 yılında Türkmen aşiret beyleri tarafından yaptırılmıştır. 1952 yılında onarılmıştır.

CAMİATİK CAMİİ :

Kim tarafından yaptırıldığı belli değildir. 1952 yılında tamir edilmiştir .

 

KUŞADASI'NİN COSRAFİ KONUMU

Kuşadası Ege Denizi kıyısında kendi adı ile anılan körfez irs yamaçlarında kurulmuş, İzmir iline bağlı bir ilçe iken 1 Eylül 1957 tarihinden sonra da Aydın'a bağlanmıştır. Yüz ölçümü 264 km 2 ve denizden yüksekliği 5 metredir. Kuşadası 37-50 derece kuzey enlemi ile 27-12 derece doğu boylamları arasında, doğusunda Ortaklar bucağı, batısında Ege Denizi, güney doğusunda Söke, kuzeyde Selçuk ilçesi ile çevrilidir. Ege Bölgesi kıyılarında, kara içine pek sokulmayan ve geniş bir yayı andıran Kuşadası Körfezi, kuzeyde Urla Yarımadası'ndan, güneyde Sisam (Samos) Adasına doğru en çok yaklaştığı Dip Burnu'na kadar uzanır.

Körfez içinde, Yunanistan'a ait Sisam Adası yanında Kuşadası'nın sembolü olan ve kıyıya 800 metre yapay yol ile bağlanan Güvercin Ada ile, bu adanın güneyinde, Karga Adası bulunmaktadır.

Kuşadası Körfezi kıyılarında çok belirgin olmayan çıkıntılar da vardır. Kuzey'den güneye doğru Yarcık Burnu, Karaağaç Burnu, Yalancı Burnu (Yılancı Burnu), Aslan Burnu ve Kavaklı Burun (Kalamaki Burnu) bunların en önemlileridir.

Doğu Pilav Dağı, Kalafat Dağı, batısında Kilise (Kese) dağı vardır. İlçenin 22 km güneyinde Samsun dağları 1299 metre 15 km doğusunda Gümüş Dağı, 1030 metre yüksekliktedir.

Tek ovası Söke asfaltının 6-7 km'sinden sağa denize uzanan Kara Ovadır. Ege denizinde başka yer üstü suyu yoktur, ilçenin yakın çevresinde orman yoktur. Fakat ilçeye bağlı Davutlar bucağı ile Güzelçamlı beldesinde, Samsun Dağları'nda çam, Ihlamur, Meşe, Delice ormanları ve zeytin ağaçları bulunmaktadır. Dilek Yarımadası Milli Parkı, 10.985 hektarlık bir alanı kaplamaktadır. Kuşadası’na uzaklığı ise 28 km'dir.

Kuşadası'nda yazları kurak ve sıcak, kışları ılık ve yağışlı geçen Akdeniz iklimi hakimdir. Çok yumuşak bir iklimi olan ilçemizde, yazın en sıcak gününde dahi, hafif esintili (imbat) bir rüzgarı vardır. Kışı çok hafif şartlar altında geçer. Kar çok seyrek yağar. Genellikle, poyraz ve lodos rüzgarları eser.

İDARİ DURUMU :

Kuşadası ilçesi Aydın iline bağlıdır, ilçe merkezi dışında Davutlar ve Güzelçamlı beldeleri ile Kirazlı, Yeniköy, Çınar, Yayla, Soğucak, Caferli köylerinden oluşan 8 yerleşim merkezi mevcuttur, ilçe merkezinden 16 köy ve bucaklarda 12 muhtarlık bulunmaktadır.

 

ARAŞTIRMACI : Osman EKİCİ 
Emekli Belediye Başkatibi 
Bilgi Alımı : KUŞADASI AND 
ENVİRONS İN ANCİENT TİMES 
MAGAZİNE

 

 

            KUŞADASI HALK EĞİTİM MERKEZİ © 2009

0 (256) 614 15 49   ksdhalkegit@ttnet.net.tr         

Webtasarım : cagrikesen - TEKBİM - 2009